Aldığın nefesi bile onunla vermek istiyorsun bazen. Onu o kadar çok seviyorsun ki yaşamsal bütün faaliyetlerini onunla birlikte yapmak istiyorsun. Onun sana “hayat” senin de ona “hayat” olmasını istiyorsun ama olmuyor. Sen ona “hayat” oluyorsun o da senin karşına “ölüm” olup çıkıyor, tek seferde kesiliyor nefesini. Sonra da çekip gidiyor bir anda.
Ona aldığım ilk hediye geldi aklıma. Böyle değişik şeyleri severim. Mesela bir gün üniversitede evde oturuyoruz, arkadaşlar maç izlemeye bize geldi. Ulan adamlar şalgam almış gelmişler. Çocuklar eli boş gelmemek için bir şeyler alalım demişler, canları da şalgam çekmiş, almış gelmişler. Abi neden kola ya da fanta ne bileyim meyve suyu değil lan. Oturdum güldüm bol bol. Bunu yapanlar da yakın arkadaşlarımdı zaten. Sorun yok yani. İsterlerse zıkkım getirsinler oturur beraber içeriz. Şalgam ne la?
Her neyse. Kadıköy sahilindeyiz. Üzerinde beyaz atlet gibi bir şey vardı, onun da üzerinde pembe bir gömlek. Altında mavi bir kot pantolon. Sevgililerime her zaman söylerim “yataktan katlığınız gibi” gelin diye. Bizimkisi de hafif bir toparlanmış gelmiş işte. Doğallığı severim. Şapşal şapşal gelmiş yanıma.
Onu görünce heyecanlanmıştım. Sarıldık, öpüştük, koklaştık derken Kadıköy’deki -şu sıralar yanından bile geçemediğim- simit sarayına girdik. Hain sevgili. Beraber kahvaltı yapacaktık. Abisi askerdeydi, izine geldiği için ailecek kahvaltı yapmışlar. O çay, ben de çay simit vs aldım oturduk bir masaya.
Sen ona bakmalara doyamıyorsun. Oğlum çok değişik bir şey lan. Sen deliler gibi seviyorsun. İliklerine kadar onu hissediyorsun kendinde. Cinselliği bırak abi bir kenara, unut. İşemek için kullandığın çükün bile gelmiyor o anda aklına. Zaten sen sevgilinin yanında iken, ona sarılırken, aklından seks pozisyonları geçiyorsa hemen o ortamdan siktir olup git bence. Aşk değildir o. Cinsel tatminliğini yaşamak için o sevgilinin yanındasındır.
Masada oturmuş sohbet muhabbet derken ben yanımda taşıdığım poşetten bir hediye paketi çıkarttım. Hiç beklemediği anda gayet öküzce “bunu sana aldım” diyebildim. Hediyeyi de İstanbul dışından almıştım. Hediye alırım, hatta hediye almayı da severim ama bir türlü verme işlemini beceremem.
Hediyeyi aldı. Paketi açtı. İçinde çıkan el yapımı, oyuncak metal arabayı görünce penaltı sırasında ters köşeye yatan kaleci gibi hissetti sanırım. Bir hediyeye baktı bir de bana. Sonra bir daha hediyeye. Gözleri sanki “sen artık gidebilirsin. Ben bu oyuncakla bir ömür mutlu olabilirim” diyordu.
Çok hoşuna gitmişti. Aslına bakarsanız benim hoşuma gittiği için o hediyeyi almış ve onda benden bir şeyler olsun istemiştim. Başarılı olduğumu da düşünüyorum.
Dinleyelim: grup yansımalar - bab-ı esrar
Cokk guzel cnm yaz yaz yaazzz;)
YanıtlaSilhediyen çok guzelmiş :)
YanıtlaSil