Yalnızlık bazen çok garip hale dönüşebiliyor. Düşünün biraz. Yalnızsınız. Bir evde kalıyorsunuz. Hiç bilmediğiniz bir şehirde, hiç tanımadığınız insanlarla dolu bir binada ve yapayalnız. Daire kapısının çalma ihtimalinin yüzde sınıf olduğu bir ortam.
Kapı çalınca bir garip oluyor insan. Sanki birisi sizi düşünüp de gelmiş gibi. Kapı çalınca kafanda bin bir türlü şey oluşuyor bir anda. Kim geldi acaba? Acaba postacı mı geldi? Yoksa aidat toplamak isteyen yönetici mi? Belki de yanlışlıkla basmışlardır zile.
Bilemiyor insan. Ve yalnız kalınca insan, en çok ölümü düşünüyor. İstediği kadar yabancı dil bilsin, konuşacak hiç kimsesi olmayınca bunun bile bir önemi kalmıyor. Kendi kendine konuşuyor, kendi kendine sohbet ediyor insan.
Belki kapı açılsa ve içeriye birisi girse her şey daha farklı olur. İşte o zaman tuvalete giderken kapıyı kapatırsın. Banyo yaparken de. Evin içinde çıplak gezemezsin mesela. İşte o zaman, birisi evine girdiği anda pencereleri açarsın belki. İçeriye biraz güneş ışığı biraz da oksijen girsin diye. Belki tam o sırada yalnızlığın da pencereden bir kuş gibi uçar gider.
Gelen kişi yalnızlığı kaçırmış olur. Belki de gelen kişiyi konuşmaya olan açlığını doyurmak için kullanırsın. Aslında buna kullanmak değil de patlamak diyebiliriz. Konuştukça konuşursun. Yalnızken mutfakta biriken kahve fincanlarını, çay bardaklarını, yemek tabaklarını hangi müzikleri dinleyerek yıkadığını anlatırsın. Sen anlattıkça yüzünde gülümsemeler oluşur. O ise sıkılır belki. Belki de çekip gitmek ister ve yeni bir yalnızlığın içerisine gömer seni.
Belki de hiç gelmez…
Kapını çalmak isteyen her kim olursa olsun sen kapıyı açmak istersin bazen. Çünkü yalnızlık o kadar canına tak etmiştir ki dayanamazsın yalnızlığa. “Birisi gelsin de kurtulayım” dersin içinden. Bazen de yanlış kişi gelir zile basar. Kapıyı açmak istemezsin ama dayanamaz yine de açarsın iyi niyetle. Kapı açılınca da her şey daha farklı olur.
Yalnızlığın gitmiş olur belki ama bütün hüzünler sarar dört bir yanını…
Dinleyelim: jason mraz - life is wonderful