5 Aralık 2012

Yanlış kişiye değer verme

Hani derler ya “eline, diline, beline sahip olacaksın” diye. Biraz klasik olacak ama bu söylenen sözde “dile sahip olmak” benim gözümde şu sıralar oldukça önemli. Aslında bakarsanız genel olarak en önemlisi bu. Diline sahip olamıyorsa bir insan gidip kuytu bir köşede gebersin gitsin.

Dilinize adam akıllı sahip çıkmanız demek sabırlı ve çok merak etmeyen birisi olduğunuzu gösteriyor az da olsa. Kendimden örnek vermek gerekirse, cevaplarını çok merak ettiğim soruların yanıtlarını soru sormadan kısa süre içerisinde öğreniyorum. O soruların cevapları ile karşılaşıyorum. Cevaplar kendileri geliyor.

Herkesin hiç kimseye anlatamadığı ya da ciddi anlamda her şeyini bilen birisine anlattığı “sır” gibi sakladığı şeyler vardır. Benim de var. Benim kardeşimden de öte olan bir dostum var, her şeyimi bilir mesela. Adama ben gidip sürekli aklımda olan ama bir türlü kızdan bir ilgi görmediğimi bile söylediğim oldu. Bu sana göre sır gibi görünmeyebilir ama içinde bulunduğum durum öyle bir şey ki, yerimde olsan “Sikerim ben böyle işi! Tabutumu hazırlayın. Ölmek istiyorum ben” diyebilirsin.

Genellikle birsinin peşinden koşarken çıkmaz sokaklara girdi ve orada biraz dinlenip soluklanayım derken öldü aşk hayatım. Öyle öldü ki hiç kimsenin haberi olmadı. Olmasın da zaten. İçimizdeki insanları öldürmekten yorulduğumuz halde hala bize acı çektiren insanların var olması da kötü. Ne saçmalıyorum lan ben. Neyse sustum.

Sen onunla birlikte kafanda gelecekteki 10 yılını hayal edersin, o da gider başkasını hayal eder. Bu böyledir. Böyle olmasaydı şiirler nasıl olurdu ki? Olmazdı belki de. Birisinin gülüşü, diğerinin gözyaşı da olabiliyor hayatta. Şu anda o kadar yaraklara yan basmış durumdayım ki ne dediğimi ben bile bilmiyorum amına koyim!

Vazgeçmek kolay değil de alışıyorsun bir süre sonra. Onun mutluluktan gülen gözlerini görünce “Dur! O yoldan gitme. Zararlı çıkacaksın.” diyemiyorsun bazen. Sizi bilmem ama ben diyemem. Çünkü o öyle mutlu oluyor. Mutluluğu hak ediyor. Diyeceksin ki “Eee sonunda üzüntü var?” işte bu benim değil, onun elinde.

Ne yazdığımı ben de bilmiyorum. Neyse siktir et okumadın zaten sen de bunu. Aşağıda linkini verdiğim şarkıyı dinle. Yazılı sınav yapacağım. Düşük not alırsanız sözlü de yapabilirim.

Dinleyelim: Imany - You Will Never Know

1 Aralık 2012

Sadece bir şarkı böyle yapıyor

İstanbul Beşiktaş’ta buluşurduk her zaman. Üsküdar’a oradan vapurla giderdi o. Ben ise onu Maslak’tan alırdım Beşiktaş’a giderdik işte.

Bir gün işten erken çıkıp onu iş yerinden almaya gittim yine. Çalıştığı yer bana uzak olduğu onu gördüğüm süre yolda geçirdiğim süreden çok daha az. Zamanında bu her şeye değerdi de şimdilerde içimde zerre kadar bişe kalmadı artık.

Ha bunları neden yazıp duruyorum? Unuttum, gerçekten unuttum. Sadece birilerine bunları anlatıp rahatlamak istiyorum. Yazmak insanı rahatlatıyor çünkü. Onu iş yerinden alıp Beşiktaş’a indik. Bir cafeye geçtik oturuyorduk. Bir şarkı çalıyordu. İlk defa duymuştum ve ekrandaki klip dikkatimi çekti. Bakıyordum. O zaman anlayamamışım mal gibi. “Bu bizim şarkımız olsun” dedi. Ayrılmadan birkaç hafta önceydi. Zaman geçtikten sonra anladım ki zaten o zamandan beri kafasına yerleştirmiş ayrılığı.

Ona sarılarak geçirdiğim o güzel saatlerin ardından onu evine gitmek üzere vapura bindirdim. O kadar tatlıydık ki kısa boyu fazla belli olmasın diye kaldırıma çıkardı o ben ise yolda dururdum. Yine de boyuma yetişemezdi. Böyle kısa boylu tatlı bir kızdı işte. O şekilde iken birbirimize sarılır, öperdik. Sonra da onu yolculardım. Vapur gözden kaybolana kadar bakardım ardından.

Bu en mutlu günlerimden sadece birisiydi. Aradan bir süre geçti. Yine aynı yerdeydik. Sabah gözlerimi açtığım andan itibaren her saniyesi kaplumbağa hızında çok yavaş ve hiç bitmeyen bir güne başladım. Saatler, dakikalar, saniyeler donmuştu sanki. “İş bitse de gitsem onun yanına” diye düşünüp duruyordum. Yine iş yerinden erkenden çıktım. Onun yanında gittim. İş çıkışında beni görmek istemedi. Ee sonuçta benden ayrılmıştı. Onu zorla aldım. Beşiktaş’a gittik. Yine bir cafeye girdik. Sonrası aynı şeyler işte. Gitmesini istemedim.

Uzun zaman sonra “hayatımın geri kalanını geçireceğim kişi bu” dedikten sonra gitmesine dayanamıyor insan. Ona hiçbir zaman “seni seviyorum” demedim, diyemedim işte. Genelde hissettirdim. Bunu biliyordu, sevdiğimi. Bunu bile bile gitti. Onu Beşiktaş’ta yine Üsküdar vapuruna bindirdim… İstemeye istemeye… Vapur gözden kaybolana kadar baktım ardından. Sanki o anda etrafımızdaki her şey durdu ve sadece biz vardık. O gidiyordu ben ise mal gibi gözleri dolmuş bir halde bakıyordum arkasından.

Beşiktaş’ta ilk defa dinleyip klibine dikkatlice baktığım şarkı… İşte o şarkı onu vapura bindirip eve gitmek üzere otobüse doğru giderken aynı cafenin yanından geçerken duydum… O an o kadar kötü oldum ki, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Zaten mal gibi bi duygusallık var bende. Dayanamam ağlarım lan kız gibi. Bu huyumun amına koyim.

Aynı yer, aynı şarkı, farklı durum ve eklenen gözyaşları…

O şarkıyı dinleyelim: model – değmesin ellerimiz